TÜRK BİRLİĞİ


 
AnasayfaKayıt OlAramaKapı*SSSGiriş yap

Paylaş | 
 

 Yavuzun kulagındaki küpenin sırrı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
panturk

avatar

Mesaj Sayısı : 115
Yaş : 28
Nerden : ankara
Kayıt tarihi : 07/06/08

MesajKonu: Yavuzun kulagındaki küpenin sırrı   09.06.08 14:13

Yavuzun Küpesi


Şah İsmail'in namının dünyayı tuttuğu yıllardı..
Gerçek niyetini örtbas etmek için, Osmanlı Padişahı Sultan II. Beyazid'e sıcak mektuplar
gönderiyor, mektuplarında son derece saygılı bir üslup kullanıyor, hatta "Cennetlik Pederim" gibi
iltifatlar yağdırıyordu.
Bu yüzden padişah, Şah İsmail'i seviyordu.. Ondan bir tehlike gelebileceğine ihtimal vermiyordu.
Ama henüz bir şehzade olan Selim (geleceğin Yavuz'u) Anadolu'nun bir Safevi tehdidi altına
girdiğini görüyordu. "Şah oğlunun emeli Osmanlı'ya hükmetmektir" diyordu.
Kaç kere babasına mektuplar yazmış, "haddimiz olmayarak" diye başlayan ikazlarda bulunmuş, ancak
dinletememişti.
Gerçi Sultan II. Beyazid yumuşak huylu bir padişahtı, gurur filan da bilmezdi, ancak ne olursa
olsun, "dünkü sabiden ders almazız" diyor, Trabzon Valiliğinde bulunan oğlu Selim'i dinlemiyordu.
Sonunda Şehzade Selim, harekete geçmeye karar verdi. Yanına ser verir sır vermez iki yakın adamını
alarak İran'a gitti.
Niyeti Şah'ın yakınna sokulup, Osmanlılar hakkındaki emellerini bizzat öğrenmekti. Bu iş çok
tehlikeli olduğundan kendisi yapmak istemişti, kimsenin canını tehlikeye atmamıştı.
Şah İsmal'in satranca karşı olan düşkünlüğünü biliyordu, bundan yararlanarak semtine sokulacaktı.
Girdiği her handa, her kervansarayda satranç oynadı. Adını kısa zamanda Şah İsmail'e duyurmayı
başardı. Şah, dillere destan satranç ustasını merak etti, saraya çağırttı.
Selim, yardımcısı olarak tanıttığı iki adamıyla birlikte Şah'ın huzuruna çıktı.
Yemekler yendi, kahveler içildi, hatırlar soruldu ve sıra satranç oynamaya geldi.
"Namınızı duydum" diye söze başladı Şah İsmail, misafirinin kimliğinden habersiz, " duydum ki,
satrancı yaman oynarmışsın, namlı satranç ustalarını alt etmişsin; bizde kendi çapımızda usta
geçiniriz, bakalım bizi de yenebilir misn?
Şehzade Selim, son derece mütevazı bir biçimde elini edeple göğsüne bastırarak:
"Estağfirullah," çekti, "sizinle oynamak haddim değil, satrançtaki ustalığınızı duymayan yok,
velakin emrederseniz elimden geleni yaparım."
Fildişi satranç takımları geldi.
Oyun başladı. Kah Şehzade Selim hamle etti, kah Şah İsmail...
Saatler saatleri kovaladı, vakit gece yarısına dayandı.
Sonra sabaha aktı, tan attı.
İkiside yorulmuş, neredeyse beyinleri durmuştu.
"Akşam tekrar vuruşuruz," dedi Şah," "biraz uyumamız lazım,"
Akşama doğru buluşmak üzere odalarına çekildiler.
Şehsade Selim, hem oyunu götürüyor, hem de etrafına dikkat ediyordu; arkadaşları ise konuşulanlara
kulak misafiri olmaya çalışıyor, bilgi topluyorlardı.
Hamleler arka arkaya gelmeye başladı.
Gece yarısına doğru, Şehzade'nin sevinçli sesi gürledi: "Şah..."
Ve bir hamle daha: "Mat!"
Şah yenilmişti.
Çok öfkelendi. Bir yabancıya yenilmek gururunu yaralamıştı. Kendisini tutamadı. Selim'in suratına
bir tokat nakşetti. Ve sarayından kovdu.
Dışarı çıkarken Şehzade Selim'in sol kulağı sızlıyordu. Bu tokatı unutmayacaktı.
Gümüş bir küpe aldı. Sol kulağına taktı. Merakla kendini izleyen arkadaşlarına, "Bu tokat kulağıma
küpe olsun" dedi
"İntikamımı alacağım"
Ve sıra geldiğinde Şah'ın tahtını başına geçirir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Yavuzun kulagındaki küpenin sırrı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TÜRK BİRLİĞİ :: MİLLÎ MEVZULAR :: TÜRK DESTANLARI,HİKÂYE VE EFSANELERİ-
Buraya geçin: