TÜRK BİRLİĞİ


 
AnasayfaKayıt OlAramaKapı*SSSGiriş yap

Paylaş | 
 

 Fatih Sultan Mehmet Han ve Kont Dracula 'nın arkadaşlıgı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
panturk

avatar

Mesaj Sayısı : 115
Yaş : 28
Nerden : ankara
Kayıt tarihi : 07/06/08

MesajKonu: Fatih Sultan Mehmet Han ve Kont Dracula 'nın arkadaşlıgı   09.06.08 11:31

Şeytan'ın oğlu" saraya gidiyor

Türkler, 1431 yılında Orta Romanya'daki Sighişoarakasabasında dünyaya gelen Vlad'ın hayatında, henüz küçücük bir çocukolduğu günlerden, savaş meydanında son nefesini verdiği âna dek daimaen belirleyici unsur oldular. Buna belki de "alınyazısı" demek dahadoğru olur.

Macar kralı Vladislav'ın seçkin birliklerinde yer alan babasıVlad Dracul cengâverliği ve acımasızlığıyla ünlenmiş bir şovalyeydi.Soyadı olarak kullandığı lâkâbı "Dracul"un Romencede "şeytan" anlamınagelmesi de ona yönelik kitlesel korkunun somut bir ifadesiydi aslında.

Vladislav'a bağlı diğer bütün seçkin şovalyeler gibi,kılıcında ve zırhında bir ejderha figürü bulunan baba Vlad, giriştiğisavaşlarda uçurduğu yüzlerce kafaya rağmen, oğlu doğduğunda bütünbabalar gibi pamuk kalpli bir adama dönüştü ve sevinçten bayram etti.Evladını el bebek gül bebek büyütebilmek için de bütün imkânlarınıseferber edecekti nâmlı cengaver...

Romenlerin "Wallachia" olarak andıkları bu topraklar Sultan2'nci Murat'ın amansız akınlarının ardından Eflak ve Boğdan adlarıylaOsmanlı'ya bağlanınca, baba Vlad da Türklerin o dönemdeki başkentiBursa'ya ister istemez bağlılığını iletmek zorunda kalıyordu.

Osmanlıların fetih politikasında, kazanılan yeni topraklara,merkezden o yöreye yabancı yöneticiler atamak pek sıklıkla başvurulanbir yöntem değildi. Devlet, bunun yerine daha akıllıca bir yolabaşvuruyor ve ele geçirdiği her yeni diyara yine o bölgelerde doğupbüyümüş sadık yerel liderler tayin etmeyi tercih ediyordu. Budoğrultuda Wallachia'nın sözü geçen soylularının geniş biristihbaratını yaptıran Sultan Murat Han, onlar arasından Vlad Dracul'unadının ön plana çıktığını görecekti. Bunun üzerine şovalyenin küçükoğlu ile kızı, bizzat babalarının rızasıyla, yetiştirilmek üzerebaşkent Edirne'ye getirildi. Ablası sarayda "prenses" statüsündeağırlanırken, gelecekte Eflak ve Boğdan Voyvodası (Osmanlı'da genişyetkilerle donatılmış, bir çeşit genel valilik rütbesi) olmasıplanlanan küçük kardeş Vlad da seçkin çocuklara verilen özel bir eğitimprogramına alınıyordu.

"Ölünceye dek kardeşiz"

Küçük Vlad, Edirne'yi ve Osmanlı saray hayatını kısa süredebenimser. Murat Han da sarayının koridorlarında ablasıyla birliktekoşturup duran bu küçük konuğun üzerine titremektedir. GelecekteOsmanlı'nın Balkanlardaki uçsuz bucaksız topraklarını kendisi adınasadâkatle yönetecek olan bu zeki Romen çocuğunun her açıdan kusursuzbir eğitim almasını arzulamaktadır Sultan. Türkleri sevmesi için çokgeçmeden onun yanına bir de arkadaş verir. Bu kişi, sonradan "cihanfatihi" olarak anılacak olan sevgili oğlu Mehmet'tir.

Şehzade Mehmet, kendisinden yalnızca bir yaş küçük olan Romenarkadaşıyla yıllar boyunca omuz omuza çok sıkı bir eğitimden geçer.Birlikte en seçkin hocalardan yabancı dil dersleri alır, kılıçkullanmayı, ata binmeyi ve devlet yönetiminin türlü incelikleriniöğrenirler. Zamanla arkadaşlıkları iyice derinleşecektir iki çocuğun.Büyüdüklerinde birbirlerini hiç unutmayacakları ve kanlarının sondamlasına kadar destek olacaklarına dair karşılıklı yeminleşir,ardından da kesik parmaklarını birleştirerek "kan kardeşi" olurlar.

Yıllar geçecek ve yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bu ikiarkadaşın yolları zorunlu olarak ayrılacaktır. Vlad seçkin bir yöneticiadayı olarak anavatanına geri gönderilir. Babasının 1451 yılındakiölümü üzerine genç yaşında tahta geçen Sultan Mehmet ise 1453 yılında,İslâm aleminin öteden beri en büyük hayâli olan İstanbul'un fethinigerçekleştirerek yüce peygamberimizin hadis-i şerifindeki övgüleremazhar olur.

Onun bu büyük askerî başarısını, yıllar sonra geri döndüğüülkesinden hayranlıkla izleyen Vlad da yeni başkent İstanbul'a siyasîbağlılığını bildirir. Genç lider bunun üzerine 1456'da Sultan MehmetHan tarafından Eflak ve Boğdan'a resmen "Voyvoda" olarak atanacaktır.

Başlangıçta herşey yolunda gitmektedir. Bölgeyi büyük birbaşarıyla yöneten Vlad, Osmanlı'nın çıkarlarını içtenlikle korumakta vedevletin vergi gelirlerini düzenli olarak tahsil edip merkezeyollamaktadır. Bunun karşılığında saray da ona her Voyvoda'yatanınmayan düzeyde çok geniş bir özerklik alanı sunmuştur.

Ancak, zaman geçtikçe Vlad'a bir haller olmaya başlar. Romensoyluları arasında esen miliyetçilik rüzgârları, İstanbul'a bağlılığıkuşku götürmeyen onu da adım adım etkilemeye başlamıştır. Bölgebağımsızlık hareketleriyle için için kaynarken, herkes Voyvoda'dan buyeni dalgaya önderlik etmesini beklemektedir. Bu noktada babasınınefsanevî savaşçılık kariyeri de sık sık önüne konulur ve aklını başınatoplaması istenir. Bir tarafta gönülden bağlı olduğu Fatih, öte taraftaise bağımsız Wallachia'ya kral olma hayâli...

Vlad giderek öylesine büyük bir açmaz içinde kalacaktır ki budurum onu kısa sürede alkole düşkün biri haline getirir. Sabah akşamiçmekte ve emirlerine uymayanlara akıl almaz işkenceler yapmaktadır. Buarada Voyvoda babasının bölgede efsaneleşmiş olan soyadı "Dracul"u da"Draculea" (Eski Romencede "şeytanın oğlu") şeklinde kullanmaya başlar.Eflak ve Boğdan'a egemen olan huzurlu ortam bir kaç yıl içinde yerinitam bir cinnet atmosferine bırakacaktır.

Adalet duygusunu tamamen yitirmiş vaziyetteki Vlad, kendisinezalimâne bir de meşgale bulmuştur: "Kazığa oturtma işkencesi...Sarayının çevresini binlerce sivri kazıkla donatan Voyvoda, suçluolarak gördüğü kişileri canlı canlı bu kazıklara oturtmakta vekurbanlarının bazen günler süren can çekişmelerini büyük bir keyifleizlemektedir. Bu arada, halkı arasında, onun şeytanî bir güç kazanmakamacıyla düşmanlarının kanını içtiğine dair söylentiler de yayılmıştır.

Eflak ve Boğdan'da bunlar olup biterken, Voyvoda'nın sapkındavranışları İstanbul'a, Fatih'in kulağına dek ulaşır. Bölgede yaşanankargaşanın merkezinde çocukluk arkadaşı Vlad'ın olduğunu öğrenenSultan, duyduğu bu korkunç haberlere ilk anda inanmak istemez. Ancak,hem vergileri toplamak hem de olup bitenleri araştırmak üzeregönderdiği diplomatik temsilcilerinin başına gelen korkunç bir olay,cihan hükümdarını radikal bir karar almaya sevkedecektir.

Ruhsal dengesini tümüyle yitirmiş durumdaki Vlad,İstanbul'dan gelen elçiler sarayına ulaştığında hayatının hatasısayılabilecek bir adım atar. Konuklarını tutuklatır, onlara bizzatkendi elleriyle işkence yapar ve sonunda da -ellerinde Fatih'inmührünün bulunduğu ültimatom mektupları taşıyan- bu kişilerin hepsinikazığa oturtur.

Fatih, elçilerinin akıbetini duyduğunda uzun uzun neyapacağını düşünür. Başka hiç kimseye göstermeyeceği bir tahammülleVlad'a son bir mektup daha gönderir. Cihan fatihi, çocukluk arkadaşınaaklını başına toplamasını ve bu tür vahşet gösterilerinden vazgeçerekSaray'a bağlılığını yinelemesini emretmektedir. Vlad'ın bu son uyarıyaverdiği karşılık ise onu geri dönülmez bir yola sokacaktır. Voyvodaartık İstanbul'un otoritesini tanımadığını bildirerek bağımsızlığınıilan eder. Kardeşlik yemini artık sona ermiştir.


"Geliyorum deyyus Vlad!"

1462 yılı ilkbaharında emrindeki büyük bir ordu ile Balkanseferine çıkan Fatih için artık tek bir hedef vardır. İbret-i âlem içinVlad'ı yok etmek. İsyana destek olan bütün yerel yöneticileri etkisizhale getirerek Eflak ve Boğdan'ın içlerine doğru ilerleyen kızgınkomutan, en büyük hedefi durumundaki Vlad'ı ise Poeinari Kalesi'ndekıstırır. 900 metre yükseklikteki sarp bir dağın zirvesine kurulmuşbulunan Poeinari Kalesi, erişilmezliğiyle tam bir kartal yuvasıgörünümündedir. Bu haliyle de aşağıdan bir saldırıyla düşürülmesi birhayli güçtür. Ancak, hiddetinden yanına yanaşılamayan Fatih'i hiç birzorluk durduramaz. Birlikleriyle kalenin çevresini kuşatan Sultan,Vlad'a son mesajını gönderir: "Artık işin bitti! Geliyorum deyyusVlad!"

Her iki komutan da birbirlerinin huyunu suyunu çok iyibilmektedirler. Vlad bu avantajını kullanarak, kıstırıldığı yüksekkalede aylarca direnmeyi başarır. Buna karşılık, lojistik desteği tamolan Osmanlı ordusu da hiç acele etmemekte ve kalenin dibinde sinirbozucu bir sabır içinde kamp yapmayı sürdürmektedir. Öyle ki sırfkaledekilerin direniş gücünü yıkabilmek için zaman zaman askerîbandonun kılıçların şakırdadığı gösteriler düzenleyip gürültülü savaşmarşları çaldığı bile olur. Fatih, kendisine karşı sergilenen bu büyükihaneti muhatabını aşağılayarak cezalandırmaktadır. İnatçı bir adamolan Vlad Fatih'in taktiklerine direnir direnmesine, ancak kaledekendisiyle birlikte mahsur kalan sevgili eşi Elizabetha ise onun kadargüçlü değildir. Genç kadın bu sinir savaşına daha fazla dayanamaz vekuşatmanın ilerleyen haftalarında kendisini kalenin burçlarından aşağıbırakarak intihar eder.

Wallachia, İstanbul Fatihi'nin bağımsızlık peşindeki prenseverdiği bu ağır dersi anlatan öykülerle kaynamaya başlamıştır. Vlad'ıkendi egemenlik bölgesinde siyasî olarak bitiren Fatih, isyancı birVoyvoda için İstanbul'u bu kadar uzun süre sahipsiz bırakmanın riskliolacağına karar verir ve hasmının yakalanmasını beklemeksizinbirliklerinden bir kısmını yanına alarak merkeze geri döner. GiderkenEflak'a yeni ve sadık bir Voyvoda atamayı da ihmal etmeyecektir. Eşininintiharıyla psikolojik olarak çökmüş olan Vlad, kurtulmak için son birhamle daha yapar. Fatih'in yokluğunda bir ölçüde gevşemiş olankuşatmayı yarmayı başaran devrik Voyvoda, kendisine yardım eden bazıRumen köylülerinin de yardımlarıyla bir gece komşu Macaristan'a kaçar.Romen tarihçiler, Vlad'ın kaçışını haber alan Fatih'in buna çok dafazla öfkelenmediğini söylüyorlar. Bugün için büyük Sultan'ın o andaneler düşündüğünü elbette ki net olarak bilemiyoruz, ancak olaylarıngidişatı onun çocukluk arkadaşına ülkeyi terketmesi için yine de sonbir şans tanıdığı kanısını uyandırıyor bizlerde. Malûm, "kankardeşliği" yeminini öyle bir çırpıda silip atmak kolay değil...


Son çırpınışlar ve ölüm

Macaristan'ın Vishegrad ve Pest kentlerinde tam 14 yılsürgünde kalan Vlad, ülkesinde yönetimi ele geçirebilmek için yıllarsonra son bir deneme daha yapar. 1476'da Macar Kralı Matei Corvin veMoldova Prensi Büyük Stefan'ın yardımlarıyla yeniden Wallachiaprensliğini eline geçiren eski Voyvoda, İstanbul'dan gelen özel biremirle bu kez ölümüne köşeye kıstırılacaktır. Osmanlı istihbaratı onuhiç unutmamış, Fatih'in özel talimatı üzerine, tehlikeli bir isyancıolarak faaliyetleri yıllarca dikkatle izlenmiştir. Bu kez emirtitizlikle yerine getirilir ve bölgeyi yöneten yeni Voyvoda Radu,selefi Vlad'ı yanında bulunan az sayıda destekçisiyle birlikteTransilvanya ormanlarında kıstırıp öldürür. Bu arada prensin başı dayine sarayın isteği üzerine İstanbul'a gönderilecek ve binlerce Türk'ünkatili olarak kentin sokaklarında dolaştırılacaktır. Hem de tıpkı onundüşmanlarına yaptığı gibi, bir kazığa saplanmış vaziyette! Prensinbaşsız gövdesi ise Bükreş kenti yakınlarındaki bir gölün üzerindekurulu bulunan Snagov Manastırı'na gömülür.

Saray açısından bu eski hesap artık tümüyle kapanmıştır.

Peki ya, prensin ülkemize getirilen başına ne oldu? Bunu hiçkimse bilmiyor. İstanbul'da günlerce halka teşhir edilen kesik baş,sonunda kentte bir yerlere gömülür. Ama nereye?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Fatih Sultan Mehmet Han ve Kont Dracula 'nın arkadaşlıgı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Milli sporcu, takım arkadaşının annesini taciz etti
» Merhaba Arkadaşlar Ben Ayla Sadula

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TÜRK BİRLİĞİ :: MİLLÎ MEVZULAR :: TÜRK DESTANLARI,HİKÂYE VE EFSANELERİ-
Buraya geçin: